|
DÜZCELI MEHMET NASIL SEHiT OLDU?
12 Kasm 1999 cuma günü saat 19.00' da meydana
gelen düzce depreminin siddetini ögrenince adeta
içime ates düsmüstü.
Binlerce insanin "imdat" sesleri ve dehsetli
hengamesini hayal etmek bile insani ürpertiyordu.
Daha da önemlisi, Düzce'de cok sevdigim ve cok
saygi duydugum arkadaslarim ve dostlarim vardi. Bütün
bunlasin yaninda , Düzce'de benim icin cok özel
bir genc vardi, cok sevdigim talebem , Düzceli Mehmet...
Onunla o kadar yakinlik icindeydik ki, o ailemden bir
fert gibiydi. Düzceli Mehmet, deprem günü
cuma namazindan sonra beni aramisti. Uzun uzun sohbet
etmistik. Derhal telefona sarildim ama ulasmak mümkün
olmuyordu.
Düzceli Mehmet'in cok ibretli, cok hazin ve cok anlamli
bir hayat hikayesi, bizlere defalarca göz yasi döktürmüstü.
Düzceli Mehmet , siradisi bir gencti. Cok acik sözlü,
cok atilgan ve cok pervasizdi. Cok zekiydi ama, calismiyordu.
Daginik, ölcüsüz ve amacsiz bir hayatin
icinde kaybolmus üniversiteliydi. Kendisiyle sinifta
tanistigim ani hic unutamiyorum. Son derece rahat ve kendinden
emin bir edayla, "hocam ben Düzceli Mehmet"
demisti. "Hocam ben okumaya gelmedim. Neyapayim annem,
babam cok israr ettiler, bende onlar üzülmesin
diye ciktim geldim. Beni böyle kabul edin. Bu isi
bastan konusalim. Beni cok sIkistirirsaniz birakip giderim."
Tavirlarinda, dünyaya ve hayata bosvermislik ve hicbir
seyin umrunda olmayisi okunuyordu. Bu davranislarinda
son derece ilgisiz gibi görülen bu gencte ,
aslinda bir mertlik bir cesaret sezmistim. Kendisini tesvik
edip moral vermek icin " Hayir ,Mehmet ," dedim.
"Sen her ne kadar her seye bosvermis bir eda icindeysen
de, bu söylediklerinin espiri oldugunu kabul etmek
istiyorum." " Senin gibi son derece acik, mert
ve cesaretli bir insanin, hayata ve dünyaya böylesine
bosvermesi mümkün degil. Sen yetenekli
ve zeki bir insansin ve cok önemli yeerlere layiksin.
Bütün kalbimle basarili olacagina inaniyorum."
Düzceli Mehmet bu sözlerim karsinda mahcup olmustu.
"Hocam cok tesekkür ederim." demisti. "Beni
ilk defa ciddiye alan ve bu kaba davranislarima tepki
göstermeyen ve beni disalamayan bir insanla karsilasiyorum.
Umarim sizinle anlasabiliriz." Iste Düzeceli
Mehmet böyle bir gencti. Dersler Basladi. Düzceli
Mehmet'in de derslerde cok anlamsiz hayati gibi darmadagin
sorulari da geliyordu. Ben de mümkün oldugu
ölcüde, kirmadan, kizmadan ve kendisine deger
vererek, sorularini cevaplamaya calisiyordum. Hatta bazi
ogrenciler, bu duruma zaman zaman itiraz ediyorlardi.
" Neden bu adama bu kadar deger veriyorsuznuz, hocam
?" diyorlardi. "Onunla muhattap olmak bile yanlistir."
Hayir...Ben o kanatte degildim. Her prolemli ogrencinin
problemlerini cozecek bir yol vardir. O yol bilinmedigi
takdirde, bu problem cozulemez denilmemeli. Belki o problemi
cozecek bir yolun bulunmasi icin daha fazla gayret gosterilmelidir.
Bu noktaya dikkat ceken Bediüzzaman Hazretleri, insani
yüz kapili saraya benzetir. O kapilardan hepsi kapali
olsada yanliz birisi acik olsa , "O saraya girilmez"
denilmeyecegini ifade eder. Insanda butun olumsuz davranislar
ve ele alinmaz tavirlar da olsa da, mutlaka ona yaklasacak,
bazi dogrulari gözterecek bir yonunun, bir tarafinin,
bir damarinin bulunabilecegini anlatir. Bu tespit, egitim
acisindan son derece önemlidir. Kotu, yanlis, eksik
ve yaramaz diye vasiflandirilan insanlar butun butun disalanip,
bir kenera itilmemeli. Onlarla sonuna kadar diyalog kurulmali.
Gorulcek ki, bir tarafindan, onun kalbine ve aklina giden
bir yol bulmak ve bazi hakikatlari anlatmak mumkun olacatir.
Düzceli Mehmet'le iyi bir diyalog kurmustuk. Karsilastigimiz
zaman ceketinin dugmesi ilikler, saygiyla egilir ve hal
hatir sorardi. Hatta cok zamanda espiri yaprak: "
Hocam bu saygi size ozel.... Baska kimseye yapmiyorum.
Size torpil geciyorum," derdi. Ben de "Sen baskasin
Mehmet, sen benim icin samimi bir dostsun, sana büyük
güven duyuyorum. Inaniyorum ki ilerde, gosterecegin
basariyle herkesi mahcup edeceksin," deyip iltifat
ederdim. Bu da Düzceli Mehmet'in hosuna giderdi.
Bir gun odama geldi, "Hocam sizinle konusmak istiorum,"
dedi. Zaten bende boyle bir seyi hem istiyordum, hemde
bekliyordum. Buyur ettim. Kendisi has acik sozlulugule:
"Hocam, sahiden beni siz ciddiye aliyormusunuz? Yoksa
rol mü yapiyorsunuz?" Guldum. "Sen ciddiye
alinacak bir gensin. Ben senin geleceginde cok ciddi seyler
goruyorum" dedim. Bir an mahcuplasarak, "Sagolun
hocam" dedi. "Biliyormusunuz, bana verdiginiz
deger, beni biraz umutlandiriyor. Bazen düsünüyorum,
bir gün daha kotu olup busbutun dislanirmiyim? Yoksa
davranislarim normallesip, insanlarin beni kabul edicegi
bir sekle girebilirmiyim?" Gözlerime bakarak,
bunlardan birisi tasdik
etmemi bekledi. "Tabii ki, ikincisi" dedim.
"Inaniyorun ki seni bir gün bu insanlarin arasina
almakla kalmayacaklar, hatta olumlu davranislarindan dolayi
takdir edecekler." "Hocam yine rüya görüyoruz
galiba," diye gulumsedi. Inanmak istemedi. Konuya
biraz ciddiyet ve derinlik kazandirmak icin sorular sordum:
"Mehmet sence insan nedir; hayatin gayesi nedir;
ne icin yasiyor?" dedim. Hic düsünmeden
atildi. "Hocam" dedi. "Benim hayat felsefem
sudur: insan bir cesit hayvandir. Zevk ve lezzet icin
yasiyorum. Beni ne mutlu ediyorsa öyle davraniyorum.
Benim icin hayatin bir anlami, bir kurali yoktur. Yasayabildigim
kadar ve yasayabildigim sekilde, bir hayat sürüp,
cekip gidecegim. Ölunce de ne olursa olsun benim
icin hayat bitmistir." "Yani hayvan gibi basibos
ve serbest yasamak, istedigin her seyi yapmak, öluncede
bir tarafa atilmak..." " Evet hocam aynen öyle..."
Bu degerlendirme icime ok gibi saplanmisti. Egitim sisteminin
canli
mahsullerinden biriydi. Insanin maymundan geldigine, hayatin
zevk ve lezzet icin olduguna, öluncede bir hesabin
olmadigina inanan bir mantik..." Sana bir soru daha
sorabilirmiyim" dedim. "Buyrun hocam,"
dedi. "Allah korusun senin akli muhakemen yerinde
olmasa da bir hekime gitsen sihate kavustursa, o hekime
karsi nasil bir borc altina girerdigini düsünürsün?"
"Hocam ne demek? Deli bir insani akillandiran bir
doktora bir ömur feda edilir. Cunku hekim bir hayat
sunmus." "Peki gözlerin olmasa ve dunyayai
hic görmesen. Birisi gelip sana goz taksa ve gormeye
baslasan, gozunu acan kisiye nasil bir minnet altina girecegini
var sayarsin?" " Yani, ona da bir omur verilir.
Cunku fiyati cok fazla olmalidir." " Konuyu
uzatirsak, dil, agiz, dudak, burun, kulak ve özet
olarak bütun organlaricin ayni seyi dusunursek, insanin
borcu ne kadar olur ?" "Ooo Hocam bu hesaplanmaz.
Buna ömur yetmez. Insan köle olsa yine oduyemez
bu borcu" " Peki Mehmetcigim," dedim."Hic
bugüne kadar, su sahip oldugun biyoljik ve piskolojik
dunyanin ve onun mükemmel ve harika nimetlerini,
bunlarin nicin ev kim tarafindan verildigini dusundun
mu ? Veya söyle söyliyeyim: iki goz bir akil
bir dil veya herhangi bir uzuv icin, karsiliginda köle
gibi calismak göze alinir ve bu aklin geregi ise,
su mukemmel pisikolojik alemi bize sunan, kainati
icinde ki milyarlarca nimetlerle doldurup, bize veren
kudret sahibine ne gibi borcumuz oldugunu hic dusunmezmiyiz?
Bu zati merak edip , bilmek ve tanimak istemezmiyiz? Mehmet
sustu ve bir muddet daldi. Bende devam ettim: "Hayatimiza
bilerce nimetleri sunan zat, bunlari hic bedava verir
mi? Bunlarin bir hesabi olmaz mi?" Mehmet uzgun ve
bitkin bir sekilde: "Hocam ," dedi. "Lutfen
bu konulara girmeyin. Bu konulari düsünmek istemiyorum.
Bunlar ince seyler. Icinden cikamiyorum ve rahatsiz oluyorum.
Birakin nasil yasiyorsam oyle devam ediyim." Bu savunma
bir care degil," dedim "Bizi bu dünyaya
gonderen , bizlere bedava nimetler sunan zat bir gaye
icin gondermis olmali ve alip goturdugu zaman da bir hesaba
cekilmelidir. Cunku her alis verisin bir karsiligi ve
bir hesabi vardir." "Bak bu konuyla ilgili degerli
bir alim sunlari ifade ediyor:" "Insan bu dunyaya
keyif surmek ve lezzet almak icin gelmedigine mutemadiyen(devamli)
gelenlerin gitmesi ve genclerin ihtiyarlasmasi ve mutemadiyen
zeval (yok olma) ve firak (ayrilik) ta yuvarlanmasi sahittir.
Demek insan dunyaya yanliz guzel yasamak icin rahatlamak
ve safa ile ömür geçirmek icin gelmemistir."
(B.Said Nursi) Düzceli mehmet birden ayaga firladi
"Hocam," dedi. "Bunlar cok ciddi seyler.
Ben henüz bunlari kaldirmaya hazir degilim. Benim
bir dunyam var, yuvarlanip gidiyorum. Bu gibi seyleri
dinlersem, ya degismem lazm, ya intihar etmem lazim. Rica
ediyorum, bana simdilik dokunmayiniz nolursunuz."
Ic aleminde bazi firtinalarin esitligi ve bazi hesaplasmalarin
oldugu belliydi. Ben de ayaga kalktim. "Peki,"
dedim. "Senin dedigin gibi olsun. Bu konuyu kapatlim.
Ancak senden bir ricam var, su kitabi okumani istiyorum.
Sonra da birlikte bir degerlendirme yapariz." Duzceli
Mehmet'e "Kendini arayan Adam" kitabini verdim.Tesekkur
ederek ayrildi. Bu ayrilis iste o muthis hikayenin baslangiciydi.
Verdigim kitabi okuyor ve her kitaptan sonra da, kafasina
takilan sorular merak ettigi konusuyorduk. Hizla degisiyordu.
Davranislari, tavirlari, gorusleri ve yorumlar... Cok
zekiydi. Iyi anliyor, olaylari ve puf noktalari cok rahat
yakaliyip, onemli noktalari cikarip aliyordu. Cevresinde
basibos arkadas gurubunu terketmisti. Artik kendi aleminde,
yeni bir olusum vermeye ugrasiyordu. Düzceli Mehmet'in
mucadelesi tam sekiz ay surmustu. nceleyen, arastiran,
soran ve hazmederek ilerleyen bir yapisi vardi. Bu süre
icinde yuzlerce defa birlikte olduk, sohbet ettik, defalarca
da sabahladik. Artik ondan bir mujde bekliyordum. Ama
bu mujde bir turlu gelmiyordu. Fakultenin ilk yili bitti,
Duzceye donmesi gerekiyordu. Gece beni telefonla aradi."Hocam,
yarin bana bir zaman ayirin sizinle konusmam lazim"
dedi. Kendisiyle yine odamda bulustuk. Karsima oturdu.
Söyle bastan asagiya suzdum. Ne kadar degismisti.
O yerinde durmayan, pervasiz acik sözlü darmadagin
Mehmet gitmis, yerine; olgun, oturakli agir basli ve tam
bir beyfendi gelmisti. Icimden, "Ya Rabbi" diyordum,
"Bu gence hidayet nasip et. Cok Kabiliyetli ve cok
zeki bu genc zayi olmasin. Eger bazi hakikatlari anlayamassa
, topluma cok zararli bir hale gelecektir." Bir ara
goz goze geldik.Yuzunde durgun, bugulu ve nemli ifadeler
vardi. Goz pariltilarindan bazi bulutlarin oynastigi belliydi.
"Hocam", dedi titrek ve aglamakli bir ses tonuyla.
"Bu gun Namaza basladim, saatlerce agladim. Beni
bir kuvvet kendine cekti, icimdeki elemi, kederi ve sIkintiyi
sanki aglaya aglaya doktum." Hem konusuyor, hem de
o bulutlu gözlerden yaslar bosaniyordu. Benim de
icim yerinden oynadi. Aglamamak icin kendimi zor tutuyordum.
Söyle devam etti: "Hocam bu namaz, ne tatli,
ne kadar ulu, ne kadar haz veren bir ibadettir. Allah
ile karsi karsiya olmak, ona istekleri bizzat takdim etmek,
halini arz etmek, yalvarmak af dilemek insani ne kadar
rahatlatiyor ve huzura kavusturuyor. Artik Allah'a soz
verdim. Bundan sonra O'na layik kul olmaya calisacagim.
Ama benim o kadar gunahlarim var ki, acaba Allah bunlari
affeder mi?" Son cümleyi zor tamamlamisti. Nasil
agliyordu, hickira hickira... Dayanmak mumkunmuydu? Ele
avuca sigmaz, kontrolsuz ve darmadagin bir delikanlinin,
masum bir cocuk gibi oturup aglayisi , icimi yakmisti.
Gozyaslarimi gostermemek icin kendimi sIktkca sIkyordum.
Sen ne buyuksun Allahim? Sen hidayet nasip edince, kimler
onunde diz cokmuyor ki? Kimler secdeye kapanmiyor ki ?
Bunlarin sayisini arttir... Kim derdi ki Duzceli Mehmet,
o dillere destan haseretligini birakip , namaza basliyacak
ve Allah'a tam kul olmak icin soz verecekti. Karsimda
hickiriklara bogulan Mehmet'i teselli etmeye calistim.
Cenab-i Hakkin ne kadar magfiret sahibi oldugunu, kularini
affetmeyi ne kadar sevdigini ifade ettim. Kendisini kucakladim,
optum ve tebrik ettim. Duzceli Mehmet'in ilk halini bilenler,
degistigine bir turlu inanamiyorlardi. "O yine rol
yapiyor," deyip geciyorlardi.
Evet o bir rol yapiyordu.Ama bu sefer gercek bir kulluk
roluydu.Bu rolu oylesine benimsemistik ki, sanki butun
zerrelerine sindirmisti. Bu rol Duzceli Mehmet'e cok yakisiyordu.
Mehmet Duzce'ye,
ailesine kavusunca, anne ve babasi bayram etmislerdi.
Babasi, ailenin duydugu sevinci, bana uzun bir mektup
yazarak anlatmisti. Sevinc, huzur ve gozyasi dolu bu mektupta
babasi,"Mehmet'i yola getirmek icin neler yapmadik
ki," diyordu. "Bu cocukla ne maceralar yasadik.
Onun yuzunden ne kendisinin, ne de bizim beladan kurtulmamisti.
Mehmet'in namaza basladigini ve guzel bir donus yaptigini
gorunce inanamadik. Bizlere saka yapiyor zannettik. Saka
degil de , dogru oldugunu anlayinca , annesiyle birlikte
ne kadar sevindik anlatamam. Dunyalar bizim oldu. Inanin
gunlerce sevinc gozyaslari doktuk. Buyuk Allah bizlere
bugunleri de gosterdi. Simdi evime huzur geldi,mutluluk
geldi. Namazlari butun hane halki cemaatle kiliyoruz.
Kendisi gece teheccut namazina kalkiyor, bol bol kuran
tefsiri okuyor. Her aksam kardeslerini toplayip, Risale-i
nurdan sohbet yapiyor. Buyuk Allah bu sevincimizi daim
etsin." Mehmet, o yaz Duzce 'den Ankara'ya gelirken,
Ankara yakinlarinda bir kaza gecirmisti. Otobusteki yolculardan
on kisi ölmus, kendisi de agir yarali olarak, Ankara
Nummune hastenesine kaldirilmisti. Gercekten cok ibret
verici ve cok muthis bir hadise... Mehmet hastanede bir
kac gun yatiyor ve suuru aciliyor. Ama gozlerini acamiyor
ve konusamiyor. Ama surekli olarak Allah'a dualar ediyor.
Iste o esnada bir doktor geliyoror. Bir muddet sonra odaya
sarikli, cubbeli, nurani simali ve cok ciddi bir zat giriyor.
"Gecmis olsun kardesim,"diyor."Bu kaza
senin bir cok gunahlarina kefaret oldu diyor. Allah bir
seyi murad ederse onda mutlaka bir hayir vardir.Sen olumden
dondun.Sana bir miktar daha omur verildi. Bu sureyi cok
iyi degerlendir ve gunahlarini affettirecek ameller isle...
Isle ki, huzur-u ilahiyeye temiz cikasin." Bu cok
ciddi zatin soyledigi bu cok ciddi sozleri dinleyen Mehmet,
panik icinde gözlerini aciyor ve konusmaya basliyor.
"Bana cabuk su getirin, "diyor. "Omrum
az, gunahlarim cok, yapacaklarim daha cok..." Bu
hadiseyi Mehmet hastaneden cikinca dinlemistim. Mehmet
bu olayin tesirinde, hem kendisi aglayarak anlatti hemde
bizleri aglatti. Cok ibretli bir hadise.... Evet omur
az, gunahlar cok, yapilacak isler daha cok... Duzceli
Mehmet'in hikayesi burda bitmiyor tabi... Bu hikayenin
oyle bir bolumu var ki, dinlemek, dayanmak ne mumkun...
Bu kaza hadisesi Mehmet'i apayri bir insan haline getirmisti.
Dunyadan oylesine koptu ki nerdeyse bir melek hayati yasar
gibi, gece gunduz Allah'a ibadet ediyor, tovbe ve istigfarla
zamanini geciriyordu. Simasi, bakislari hareketi, konusamasi
ve her hali insana ders veriyordu. Adeta, her seyiyle,
yakinda gelecegine inandigi olume hazirlaniyordu. Bir
gun bana ,"Hocam," dedi. "Size bir hususu
anlatmak istiyorum." "Buyrun," dedim. "Ben,
onceleri, olumden Allah'n huzuruna cikip hesap vermekten
korkuyordum. Simdi, olumu sevmeye basladim. Olum beni
Allah'a ,Peygambere(a.s.m) ve nice muhterem insalara kavusturacak.
Bunun icin olumu seviyorum ve asla kormuyorum." Iste,
hakiki iman, mukemmel iman, gorerek, duyarak, hissederek
ve anlayarak iman bu olmasi gerektir. Onceleri talebemiz
olan Mehmet'i dinlemekten, onunla sohbet etmekten, halinden
ve tavirlarindan buyuk lezzet aliyordum. Artik o bizlere,bir
ogretmen olmustu. O bizi degil, biz onu arayip buluyorduk.
Mehmetin trafik kazasi hadisesinin ustunden sekiz ay gibi
bir zaman gecmisti. Kasim ayinin 12'si 1999 cuma gunu
beni telefonla aradi. "Hocam," dedi. "Dun
Duzce'ye geldim. Sila-i Rahim edeyim, ailemi goreyim diye...
Simdi cuma namazindan ciktim. Sizlere de dualar ettim.
Anne ve babamin da selamlari ve dulari var." Bende
tesekkur ettim ve anne baabsina humetlerimi ilettim. Ama
telefonu kapamiyor, ayrilmak istemiyordu. Bir sey soylemek
istedigini anlamistim. Tekrar, "hocam," dedi.
"Bu Cuma namazi bir baska oldu." "Nasil?"
dedim. "Camide, baska yerlerden gelmis olan cok mubarek
ve cok nurani insanlar vardi. Onlarla birlikte namaz kilmak,
sinirsiz bir lezzet verdi. Namaz boyunca agladim durdum.
Ben boyle bir cemaati hic gormemistim." Mehmet'in
ic aleminde cok ulvi ve cok kutsal hadiseler cereyan ediyordu.
Artik inanmistim ki o evliyalarla namaz kiliyordu. Ama
kendisi bunun farkinda degildi. Fazla hislendirip uzmemek
icin telefonu kisa kestim. Dualarla birbimizden ayrildik.
Bu telefon konusmasinin uzerinden 5 veya 6 saat gecmemisti.
Ziyarete gittigim bir dostumun evinde yemek yiyorduk.
Aksam saat 8 siralariydi.
Televizyonda, DUZCE'DE 7.2 SDDETNDE BiR DEPREM OLDUGU
HABER VERLiDi. Oldugum yerde kaldim, tam anlamiyla sok
oldum, sanki butun reaksiyon sistemim bitmisti. Sanki
Mehmet,aylardanve gunlarden beri olume kosaradim giderken,
bizlere bu haberi veriyordu. Ama biz bunu anlamamistik.
Derhal telefona sarilip,Mehmet'e ulasmaya calistim. Ama
irtibat kurmak mumkun olmuyordu. Depremin ucuncu gunu
Duzce'ye gittim. Bir kac kez misafir oldugum Mehmet'lerin
evine gidince, 4 katli apartmanin yerle bir oldugunu gordum.
Adeta, oraya yigilip kaldim. Eger, o gece bu evde iseler,
sag cikmalari mumkun degildi. Cunku dort katli ev, karton
gibi ezilerek, caddeye serilmisti. Cevredeki insanlara
sordum. Orta yasli, Kamil ismindeki bir bey, korkutugumuz
hadiseyi haber verdi. Ama tam bir ibret belgesi olarak.
"Hocam," dedi. "Bahsettigin aile bana uzaktan
akraba olurud. On bes yildir da komsuyduk. Cok degerli
bir aileydi. Enkaz altindan cesetleri cikarken bende vardim.
Boyle bir enkaz, boyle bir manazara ilk defa yasaniyordu.
"Cevrede ki kurtarma gorevlileriyle cesetlere ulastik
ki ne gorelim... Evin butun halki, yani Mehmet, anne ve
babasi, bir kiz, birde erkek iki kardesi, deprem olurken
namaz kiliyorlarmis... Yerde seccadeler serili, Mehmet'in
sirtinda namaz cubbesi, sarigi ve elinde bir Risale-i
nur kitab..." Anlasilan namazi kilmislar, Kuran tefsiri
okuyorlarmis, o esnada deprem sallamis ve o insanlar da
rahmetli olmuslar. Toprak altindan Mehmet'in
cesedini cikarirken gorevliler, sirtinda cubbesi, basinda
sarik ve elinde kuran tefsirini gorunce yanasamadilar.
'bizler bu kirli ellerimizle dokunmayalim. Abdestli bir
kisi cagirin, bir imam gelsin,' dediler. " Evet oyle
yapmislar... Bir imam gelip, kucaklamis kaldirmis. Elinde
ki kitabida alip camiye goturmusler. Kitap Hasir Risalesi...
Yani, olumun ve ahiretin guzelligini anlatan bir kitap...
Deprem esnasinda namaz kilmis, ahiretin
guzelliklerinden bahseden kitapta sohbet yapiliyormus.
Ya Rab, senin rahmetin, senin inayetin, Senin magfiretin
ne kadar yuce... Seni cok seven bir kuluna, en yuce makamii,
sehitlik makamini nasip ettin. Bu senin sanindandir. O
da seni cok seviyordu. "Allah'a soz veridim, Ona
layik kul olacagim" diyordu. Sana layik kul oldugunu
rahmetinle tescil ettin. Duzce cok sehitler verdi. Icinde,
Mehmet gibi, tertemiz bir sehitle birlikte... Artik bize
dusen, hem depremden, hemde Mehmet'ten ders almaktir.
Olum icin yeni bir
depremi beklemek gerekmez. Cunku olum her an beklenmeldir.
Ve ona hazirlanilmalidir. Allah bizi, olumu Mehmet gibi
bekleyen kularindan etsin ve boylesi kularinin sayisisi
artirsin.
AMIN
20.11.1999
Halit Ertugrul
KIRSEHIR

|