
GÜLÜN KOKUSUNU TARIF EDEBILIR MIYIZ?
Teblige kendi nefsimizden baslamamak, gülün
kokusunu tarif etmek gibi muhal derecesinde zor,
hatta saçma bir ise girismekle es anlamlidir.
Ne kadar gayret etsek de, en son anlatim tekniklerini
kullansak da, her tür bilimsel, tarihî
malumati bir araya getirsek de, gülün
kokusunu insanlara tarif edemeyiz. Neden? Çünkü
tarif etmeye çalistigimiz sey, ancak tecrübe
ve hal yoluyla idrak edilebilir.
Dolayisiyla insanlarin önüne taze bir
gül demeti koymadan, onlara gülün
kokusunu hiç bir zaman anlatamayiz.
Ayni sekilde, Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'in
güzel ahlâkini ve örnek hayatini,
kendi nefsimizde idrak etmeden anlatmak, gülün
kokusunu tarif etmeye benzer. O nebevî ahlâki
üzerinde tasimayan bir kisinin, insanlara
tebligde bulunmasi, nasihat vermesi ne kadar mantikli
ve etkili olabilir? Böyle bir çagriya
kim kulak verir? Kulak vermeyen insanlari suçlama
hakkimiz olabilir mi?
Geçmiste oldugu gibi günümüz
Islâm dünyasinda da tebligin en etkili
ve dogru yolu, tavsiye ettigimiz seyleri önce
kendi nefsimizde yasamamizdir. Bugün Bati'da
müslüman olan insanlarin çok
büyük bir kesimi, Islâm'in fikih
anlayisini yahut kelam mezheplerini okuyarak degil,
müttaki ve ihlâsli müslümanlarin
hayat biçimlerinden etkilenerek Islâm
dairesine giriyor. Tersinden baktigimizda, kalbinde
iman oldugu halde Islâm'dan soguyan insanlarin
önemli bir kismi da, karsilarinda güzel
örnekler görmedikleri için nebevî
yoldan uzaklasiyorlar.
Kur'an-i Kerim'in israrla üzerinde durdugu
gibi, bize düsen tebligden ibarettir. Insanlar
hangi yolu seçeceklerine kendileri karar
verirler. Fakat bizim omuzlarimizdaki teblig vazifesi
-ki Hz. Peygamber'in serefli yolunun bir parçasidir-
ancak kendimizden baslayarak yola koyuldugumuzda
bereketli bir amel haline gelebilir.
Yazi: Halil Akgül
